Orta Doğu — 7Dayes Haber Ajansı
Katar'ın eski Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Jassim Al Thani, bölge için en büyük tehdidin İran veya İsrail olmadığını, asıl tehlikenin Körfez ülkeleri arasındaki iç bölünmüşlük olduğunu belirtti. Açıklamalarında Al Thani, İran'a karşı yürütülen savaşın şaşırtıcı olmadığını, bunun yerine, eski ABD Başkanı Bill Clinton döneminden bu yana ABD'yi askeri eyleme itmeye çalışan, Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail'deki sertlik yanlısı bir grubun uzun vadeli gündeminin bir parçası olduğunu ifade etti.
Katar'ın ABD-İran Aracılığındaki Rolü
Şeyh Hamad bin Jassim, 1990'ların sonlarında Katar liderliğinin görevlendirmesiyle İran'a yaptığı bir ziyareti açıkladı. Bu ziyaretin amacı, İran'ın nükleer programıyla ilgili bir ABD mesajını iletmekti. ABD'nin, İran'ın nükleer silah geliştirme niyetine sahip olduğuna inandığını ve Tahran'dan bu dosyayı Rusya'ya devrederek veya uluslararası düzenlemelere tabi olarak hızla çözmesini talep ettiğini belirtti. Katar arabulucu rolünü üstlenmiş olsa da, Tahran Katar'ı ABD'nin pozisyonunu benimsemekle suçladı.
Ayrıca Oku
- Mısır'ın Zamalek Kulübü, Konfederasyon Kupası Finali İçin 46 Bin Taraftar Kabulüne İzin Aldı
- Film Felsefeyle Buluşuyor: Rabat'ta Yapay Zeka Çağında Kesişim Noktaları
- Esad Dönemi "Baskı Sembolü" Yeniden Şam Ceza Mahkemesi'nde
- Kanarya Adaları'nda "MV Hondius" Yolcularının Tahliyesi Başladı
- Moskova Trump'ın Temsilcilerini Bekliyor, Kiev Ateşkes İhlaliyle Suçluyor
Netanyahu'nun Kazançları ve Savaşın Körfez Üzerindeki Etkileri
Al Thani'ye göre Netanyahu, ABD yönetimini İran ile savaşın kısa ve hızlı olacağına ikna etmeyi başardı. Bu başarıda, askeri saldırılar yoluyla rejim değişikliği algılarından faydalandı. Askeri gücün kullanımını eleştiren Al Thani, ABD'nin hata yaptığını ve savaşın sonunda tüm tarafları müzakere masasına geri döndürdüğünü savundu. Savaşın en büyük kaybedenlerinin Körfez, Avrupa ve Asya olduğunu belirtirken, Netanyahu'nun bölgeyi yeniden şekillendirme ve yeni ittifaklar kurma projesini ilerleterek önemli siyasi kazanımlar elde ettiğini söyledi. Hürmüz Boğazı konusunu mevcut savaşın en tehlikeli sonucu olarak nitelendirdi ve boğazın, küresel ekonomileri tehdit eden yeni bir uluslararası çatışma alanı haline geldiğini ve İran'ın burayı kendi egemen toprağı gibi ele aldığını ekledi.